Home Akademik Kutup Çağı Projeksiyonu & Arktik Konsey
Kutup Çağı Projeksiyonu & Arktik Konsey

Kutup Çağı Projeksiyonu & Arktik Konsey

Kuzey ve Güney Kutbu olarak bilinen Arktika ve Antarktika coğrafyaları halen insanoğlunun ulaşamadığı ve/veya çok güçlüklerle ulaşabildiği yerlerdir. Artika kelimesinin etimolojik kökeni, yıl boyunca Kuzey gecelerinde gökyüzünde görülen Küçükayı ve Büyükayı takımyıldızlarının ismindeki “ayı” yani Yunanca “arktos” kelimesine dayanmaktadır.

Arktik bölge, Kuzey Kutup Çevresi 23 Eylül ile 21 Mart arasında Güneş’in hiç doğmadığı kış kutup gecesini yaşayan, yılın geri kalan bölümünde ise Güneş’in hiç batmadığı kutup gündüzü yaşanan; buzlarla kaplı soğuk bir coğrafyadır. Bölgede nüfus yoğunluğu oldukça düşüktür, kırılgan bir ekosisteme sahiptir. İklim ve yer şekilleri gibi doğal parametreler sebebiyle her noktasına erişim mümkün olmuyor olsa da bölgenin doğal kaynaklar açısından zenginliği önemli bir potansiyel teşkil etmektedir.

Arktika bölgesini Nutall, kabaca bir tarifle şöyle tanımlamıştır: ‘’Coğrafi açıdan Arktika; Arktika Okyanusu’nu (Kuzey Buz Denizi, Kuzey Kutup Dairesi ile Kuzey Kutbu arasında kalan denizler topluluğu) pek çok adalar ile takımadaları ve Kuzey Amerika, Asya ve Avrupa kıtalarının kuzey alanlarını kapsar.’’ (Nuttall, 2005: 117)

giphy66.Kuzey paraleli ile Kuzey Kutbu arasında yer alan bu coğrafik alanın toplam büyüklüğü 27 milyon kilometrekare olarak hesaplanmaktadır. Bunun 9 milyon kilometrekaresini karasal alanlar oluşturmaktadır. Bu coğrafyaya başta Rusya Federasyonu olmak üzere, Kanada, ABD, Danimarka (Grönland’tan dolayı) ve Norveç kıyıdaştırlar. İzlanda ise bütünüyle Arktika Bölgesinde olan tek ülkedir. (Gümrükçü, 2015: 5)

Bugün baş döndürücü bir hızla gözlemlenen teknik ilerlemeler, organizasyonla ilgili yenilikler, mekanların daralması ve küresel düzeydeki siyasal değişiklikler sonucu kutuplar coğrafyasındaki global güç dağılımı ve güç ilişkilerinin yeniden şekillenmesi söz konusudur. (Njord, Wegge, 2010: 165-176) Bölge özellikle de küresel siyaseti sistemik olarak etkileyen güç merkezlerince paylaşılması açısından kritik anlam ifade etmektedir.

Arktika Çağı terimi ilk kez 1985 yılında Amerikan siyaset bilimci Oran R. Young tarafından kullanılmıştır. Young, Arktika Bölgesinin 1980’li yıllarda stratejik bir arenaya dönüştüğünü ileri sürmektedir. Süper güç olan ABD ve SSCB için büyük önem taşıyan ve bu ülkeler arasındaki doğrudan sınırları barındıran bu bölgenin geleceğin çağı olacağından bahsetmektedir. Doğal zenginliklere güvenli ulaşım ile teşvik edilen bölgenin endüstrileşmesinin Arktika’nın stratejik önemini arttıracağını ve bu yolla bölgenin askerileşmesinin söz konusu olacağı tezininin altını çizmiştir.[1] Bölge Avrupa’nın önemli güçleri için daha 16.yüzyılın başlarında önemli konuma gelmeye başlamıştır. Çin ve Hindistan’a Arktik Okyanusu aracılığıyla ulaşabilmek için deniz yolu arayan Hollanda ve Büyük Britanya, Kuzey’i Kuzeybatı Geçidi’nin aranması sürecinde keşfetmişlerdir.[2]

Gelişen teknolojik imkanlar doğal kaynaklara ulaşımı kolaylaştırmıştır. Yeni ulaşım yollarının açılması ile birlikte bölgede paylaşım sorunları ortaya çıkmıştır. Soğuk Savaş döneminde ABD ve SSCB tarafından stratejik maksatlarla kullanılan Kuzey Kutup Bölgesi, karşı tarafın askeri hedeflerine en kısa yoldan ulaşabilmesi imkânını bulundurması açısından stratejik önemini sürdürmektedir.

Bölgede çok büyük yer altı madenleri, fosil yakıtlar ve enerji kaynakları bulunmaktadır. Ekonomik çıkarlarını korumak için devletler özel askeri birlikler oluşturmaktadır. Bu durum, ülkeler arasındaki güvensizlik ortamından kaynaklanmakta ve olası çatışma alanları yaratmaktadır. (Gümrükçü, 2015: 7) İkinci Dünya Savaşı büyük güçlerin bölgeye askeri amaçlarla girmesiyle bölgenin askerileşmesi sürecini beraberinde getirmiştir. Soğuk Savaş döneminde Arktik Bölgesi, İsveç’in tarafsızlık statüsüne sahip olduğu bir tarafta SSCB ve onunla uyumlu Finlandiya diğer tarafta Norveç, İzlanda, Kanada, Danimarka ve ABD’nin oluşturduğu NATO bulunmaktaydı. Süreç boyunca Arktik Okyanusu askeri devriyelerin, radar istasyonlarının, askeri eğitim ve test tatbikatlarının ev sahibi olmasının yanında stratejik nükleer deniz altılarının son derece önemli bir kalesi olmuştur.

Raporun devamını okumak  için tıklayınız

Senyerli

Comment(2)

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir