Home Akademik Çin Rüyası Önermesiyle Dünya Siyasetini Anlamak
Çin Rüyası Önermesiyle Dünya Siyasetini Anlamak

Çin Rüyası Önermesiyle Dünya Siyasetini Anlamak

Download the PDF file .

China Academy bünyesinde yaptığımız çalışmalara bir yenisi daha eklendi. SEPAM Başkanı, Prof. Dr. Tarık Oğuzlu ve SETA Ekonomi Direktörü Doç. Dr. Sadık Ünay ile 21.yüzyılda Çin Rüyası önermesiyle dünya siyasetini konuştuk. Kısa bir girizgahtan sonra çok kıymetli iki hocamla yaptığımız röportajı okuyacaksınız. Keyifli Okumalar.

Doç.Dr. Sadık Ünay ile genel bir bakış
Amerikan siyaset bilimi literatüründe ortaya çıkan tartışmalar var. Amerika özellikle ulusal güvenlik ya da savunma sanayinde dünyada lider konumunu sürdürüyor ama uluslar arası ilişkilerin ve ekonominin birçok alanında artık o tartışılmaz liderliğini kaybetmeye başladı. Bu noktada bir kısım akademisyenler ve yazarlar çok kutupluluğa mı gidiyoruz diyorlar, Amerika’nın düşüşü üzerine ortaya çıkan bir literatür var. Bir kısmı da bunlara karşı çıkıyor; Amerika o kadar düşmedi ama Amerika’nın kritik gelişmeleri tayin ettiği bunun yanında pek çok konuyu da tek başına belirleyemediği bir ortam var görüşünü dillendiriyorlar.
Bunu, uni-multipolarity (Bu kavram birkaç küçük merkez ile çevrilmiş bir üst merkezin bulunduğu düzeni kastetmektedir.) olarak değerlendiriyorlar. Unipolar (tek kutup) bir güç hala var ama multipolar (çok kutuplu) da bir dünya var. Multipolarity (çok kutupluluk) tartışmaları genelde Çin üzerinden yürüyor.
Çin ile ilgili mesela Çin’in, G-20 içerisinde özel bir konumu var. Özellikle elinde Amerikan hazine tahvilleri barındırmasından ve ABD’li şirketlerin en çok yatırım yaptığı ülke olması dolayısıyla Çin’in özel bir konumu var. Dünya ekonomisindeki dengesizlikler de aslında ABD-Çin arasındadır. ABD çok büyük açık veriyor, Çin de bir manada onun açıklarını finanse ediyor. ABD-Çin ilişkileri aslında karşılıklı hassas bir denge üzerinde konumlanmıştır. Dünya ekonomisinin en hassas iki ayağı, Amerika ve Çin. Onun için bundan sonraki tüm tartışmalar da ABD-Çin üzerinden yürüyecek gibi gözüküyor.
Biz Türkiye olarak bu tablonun ne tarafındayız? Aslında biz de kendimizi Çin gibi ‘’yükselen güç’’ olarak tanımlamak istiyoruz. Hacim olarak Çin gibi değiliz. Hatta Hindistan, Brezilya gibi değiliz ama tarihi olarak misyon algımız var. Kritik bir coğrafyada bulunuyoruz: geçiş yolları, petrol boru hatları vs. İlaveten genç nüfusumuz var, Batı dünyası ile bağlantılarımız, ilişkilerimiz var. Dinamik bir iş çevremiz bulunuyor. Bizim olmak istediğimiz yer belki Çin kadar Amerika’yı tehdit edecek, sarsacak bir yer değil ama dünya sistemini kontrol eden örneğin ilk 10 ekonomi fikri aslında en güçlü 10 ülkeden biri olmak anlamında kullanılmış bir ifade. Eğer çok kutuplu bir dünya var ise o kutuplardan birinin de Türkiye olmasını biz istiyoruz. Böyle bir iddiamız var. Siyasilerin de iş dünyasının da sivil toplum kuruluşlarının da böyle bir iddiası var. Ama biz bu iddianın altını hâlihazırda çok da iyi doldurmuş değiliz. Ciddi sorunlarımız var ama bunları tamir etmeye çalışıyoruz, öbür yanda da bu konuda bir irade var.
Çin ve Türkiye’nin vizyonları büyük ölçüde örtüşüyor. Ayrıştığı belirli konular var. Aslında Türkiye-Çin ilişkilerini, Rusya-Türkiye ilişkilerine de benzetebiliriz. Ama Ortadoğu’da Rusya ve Çin’in vizyonları hemen hemen paralel seyrediyor. Suriye’de, Irak’ta, Kuzey Afrika bağlamında Arap Baharı süreçlerinde Türkiye genelde oradaki sivil güçleri-halkları destekledi. Rusya-Çin ise statükoyu destekleyerek yönetimlerle birlikte tavır aldılar. Orada ayrıştık mesela.
Ruslar ile Çinliler arasında kritik bir ilişki var. Güvenlik meselelerinde Rusya biraz daha öne çıkıyor, ekonomik konularda ise Çin öne çıkmayı tercih ediyor. Özellikle Amerikalılarla muhatap olacakları zaman, böyle davranmayı seçiyorlar. Rusya’nın ekonomik bir problemi var ise bunu genelde Çin üzerinden ifade ediyor. Veya Çin bunu gelişmekte olan ülkelerin çıkarları diye formülize ediyor. Güvenlik meselelerinde ordusunun nükleer gücünden ve stratejik konumundan dolayı Rusya biraz daha öne çıkıyor, Putin stratejik konularda ön almayı da seviyor. Batılılarla direkt konuşuyor. Gerekirse işgal de ediyor. Böyle bir enteresan tavrı var. Çinliler de Ortadoğu’daki birçok konuda hatta Pasifik’de bile Ruslarla direkt açıktan ters düşme görüntüsü vermek istemiyorlar. Belirli alanlarda anlaşmazlıkları var ama bunları açıktan dile getirmiyorlar. Rusya ile hemen hemen aynı yerde duruyormuş gibi bir görüntü vermeye dikkat ediyorlar. Bu tavrın kendilerinin Batı karşısında işlerini kolaylaştırdığını düşünüyorlar. Bu benim Çin ile ilgili yorumum.

Senyerli

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir