Home Röportajlar IŞİD’den kurtarılan gazeteci Bünyamin Aygün ile o günleri konuştuk
IŞİD’den kurtarılan gazeteci Bünyamin Aygün ile o günleri konuştuk

IŞİD’den kurtarılan gazeteci Bünyamin Aygün ile o günleri konuştuk

Irak ve Şam İslam Devleti, kısa adıyla IŞİD ; daha sonraları Müslüman dünyada DAİŞ olarak anılmaya başlayan bu sansasyonel örgüt kısa sürede tüm dünyanın dikkatini kendine çekmeyi başardı. Devlet aygıtının parçalandığı, bölündüğü iki devlette kendine alan buldu: Irak ve Suriye. Kuruluşu ve örgütün hareket alanını oluşturan nedenler Amerika’nın Irak’ı işgal ettiği 2003 yılına kadar gidiyor. Bugün Suriye ve Irak’ta yüzölçümü olarak Birleşik Krallık topraklarından daha büyük bir alanda devlet gibi hareket ediyor, vergi topluyor; mahkemeler kuruyor. İşte bu yapının toplam finansal büyüklüğünün 2 milyar Amerikan dolarını aştığı tahmin ediliyor. Petrol kuyularına sahip olan, kendi parasını basıp; uluslar arası alanda onlarca dilde yayım yapan yüzlerce site ve portalın sahibi bu örgüt; bu ana dek birçok gazeteciyi, siyasetçiyi, sivil vatandaşı rehin aldı. Bazılarını cezalandırdı, bazılarını serbest bıraktı… Birçoğunun akıbeti bilinmiyor.

İşte bu cani örgütün elinden kurtarılan tek gazeteci olan Milliyet Gazetesi muhabiri Bünyamin Aygün ile yeni çıkan IŞİD’İN ELİNDE 40 GÜN isimli kitabını konuştuk. Kitap çıktığı günden bu yana müthiş bir ilgiyle karşı karşıya kalmış, kitapçılarda bulmak bir hayli zor. İngilizceye de tercüme edilen bu anı kitabı, bir örgütün elinde 40 gün çok zor günler geçiren bir gazetecinin anılarından çok tarihe düşülen bir vesika niteliğinde.

Suriye maceranız nasıl başladı?

İşin hikâyesini kitapta başta anlatıyorum. Oradaki Türkmenler ile ilgili haber yapmak için Suriye’ye gidecektim. Günübirlik bir seyahat olacaktı. Tabi sonrası çok farklı oldu…

Ben Özgür Suriye Ordusu’ndan Ali Beşir’i aradım. Bana orada yardımcı olabilecek bir isim vermesini istedim. Ortadoğu’da her şey selam ile olur. Benim bir gittiğimde olan insanlar diğer gittiğimde ölmüş oluyorlardı. Bana Heysem Topalca’nın ismini verdi, ben de gitmeden onu aradım. Ömer’i ayarladı. Ömer, Heysem’in kardeşi, beni Tarık’a götüren kişidir. Tarık’ın yanına gittik, beni oyalamak için atış talimi yapalım dedi. Ben gazeteciyim elime silah almam dedim, çok iyi niyetle davrandığını biliyordum. Savaş bölgesinde eli silahlı olursanız başınız belaya girer, bir kare fotoğrafınız çıksa sıkıntı…

Onu beni oraya götürecek, ailelerle bağlantı yapacak biri olarak düşünüyordum. Suriye’de beni aradı, benimle röportaj yapacak mısın, diye sordu. Ben de hangi konuda sizinle röportaj yapacağım filan diye soruyorum. Hala onu tanımıyorum. Telefonu kapattım Tarık’a sordum, ağabey nasıl bilmezsin; diye dalga geçti. Adam Türkiye’de MİT-Emniyet tarafından Suriye’de Esed tarafından aranıyor.

Karşımda Suriye’nin yeşili var. Gazetede yöneticilere sordum röportaj konusunda, can güvenliğini sağlama alıp gidebilirsin dediler.

Suriye Türkmenleriyle görüşmek ne ifade ediyor?

Benim için Türkmenlerle görüşmek Topkapı’ya gidip gelmek gibidir. Arap ve Türkmen bölgesinde birçok tanıdığım vardır. Oradaki Türkmenlerin ilk haberlerini ben yaptım, sıkıntılarını ben duyurdum.  Bana derin saygı duyarlar.

Suriyeli Kürtler hakkında ne söylersiniz?

Esed Suriye’de Kürtlere -üzülerek söylüyorum- vatandaş muamelesi yapmıyordu. Bakın onları insan yerine koyup kimlik bile vermemişti. Pasaport akla bile gelmez. Salih Müslim, Türk pasaportu kullanmak için defalarca Türkiye’den destek istemiştir. Avrupa’ya gitmek için bu yolu benimsedi. Esad ailesi Kürtlere en büyük zulmü yapan ailedir. Ama şuanda işin garibi, Esad ile müttefik oldular. Süleyman Şah türbesi taşındı, hemen basında ‘’orası bana ait’’ diyen tipler türedi. Ama hiç biri bakın tapu çıkaramadı. Suriye’de Kürtlere ne kimlik verilmiştir ne de tapu verilmiştir. Hüviyeti olmayanın elinde tapu mu olurmuş? Suriye’de barış varken Türkiye Cumhuriyeti defalarca oradaki Kürtler için Esad ile görüşmüştür.

Suriye nasıl bir ülke?

Suriye dediğiniz ülkede neredeyse herkes muhbirdir. Böyle bir sistem dünyada bir tek Suriye’de var. Suriye’de 1 liralık bir şey alın. Bunun %33 anaparasıdır, %33 vergilerdir, %33 işte bu muhaberat sistemini besleyen kaynaktır. Her ailede 3-4 muhbir vardır. Babasını ayrı sorgularlar, oğlunu ayrı sorgularlar. Birbirinden ayrı bir laf ettiklerinde öldürülürler. Ne oğlunun babasından ne babanın oğlundan haberi vardır.

Savaş zaten kötü şartlarda yaşayan Suriyelileri daha da kötü bir noktaya götürdü. Nasıl bir devlet vatandaşlarını böyle canice katledebilir?

Gayri resmi rakamlar Suriye’de 400.000’i aşkın insanın öldüğünü söylüyor. Dünyada böyle bir iç savaşın örneği yok. Bu kin nereden geliyor? Şebbiha yapılanması gelir beğendiği kızı alır, eğer rızanızla vermezseniz; kaçırır, tecavüz eder, öldürürler. Bu tür hikâyeler Suriye’nin her karışında defaatle yaşanmıştır. Ve üstelik bunu Ortadoğu’da yapıyorlar, namus kavramının anlamının, en önde olduğu bölgede. İnsani kavramların, insan haklarının dibe vurduğu yerdir, Suriye.

Yaptığı insafsız katliamlarla dünya gündemini sarsan bir örgüt tarafından kaçırıldınız. IŞİD nasıl bir örgüt?

Ölmeyi ve öldürmeyi kutsal sayan bir zihniyet yapısına sahipler. Korkusuzca ölüme gidiyorlar. Düzenli ordularda tecrübeli subayları en önde savaşırken göremezsiniz. IŞİD’in en kıdemli savaşçıları en ön safta savaşır, bu da taraftarlara büyük cesaret aşılıyor.

Örgütün insan kaynağı nasıl bir dağılıma sahiptir?

IŞİD’in içerisindekilerin birçoğu üniversiteli, okumuş, bilgi sahibi insanlar. Yer atında hastaneler kuracak kadar doktorları, cerrahları ve teknolojileri var.

Avrupa’da çok iyi yapılanmaları var. Avrupa, Türkiye destek veriyor diyor, suçlu ilan ediyor. İlk suçlu onlar, Türkiye’den suça bulaşmamış insanları tutuklamasını istiyorlar. Almanya’da PKK’lı olduğu için hapis yatan insan var mı? Kim terörü destekliyor?

IŞİD yüzlerce insanı rehin alıyor. Bu insanları hangi amaçla hapsediyor?

Ben belki bu kadar ağır işkenceye maruz kalmadım ama kalanları gördüm, belki de benim için zaman daha gelmemişti.

Örgüt birisini kaçırdığında gelen tepkilere bakıyor. Kaçırdığı insanları kategorize ediyor. Bundan para mı alırız, sansasyon mu yaratırız diye düşünüyorlar. Yoksa elimizde tutup pazarlık unsuru olarak mı kullanırız. Terör örgütlerinin amacı sansasyon yaratmaktır.

Kitapta benim gazeteci olduğuma ikna olunca sevindiler, diyorsunuz; nasıl oldu?

Benim günler sonra haberim çıkınca adamlar sevindi; benim istihbaratçı olmadığıma inandılar. Çünkü MİT, aileme ve gazeteye tweet bile atmayın diye tembihlemiş. Bünyamin önemli biri sanılmasın, takibimiz zorlaşmasın diye, bu sebeple ilk zamanlar medyada hiç yazı bile çıkmamıştı. Aynı zamanda gazeteci olduğum için sevindiler. Bir anda kıymetli bir rehineye dönüştüm. Bugün ellerinde bir Türk rehinemiz olsa bir dakika bile beklemezler. Türk uçakları şuanda IŞİD mevzilerini bombalıyor.

Örgütün meşhur videoları…

Bana da çekim yaptırdılar. Kayıt aldılar.

Peki, nereden buluyorlar bu teknolojik envanteri?

Ele geçirdikleri, rehin aldıkları gazetecilerin ekipmanlarını kullanıyorlar. Benden aldıklarını düşünün, dünyanın en iyi profesyonel çekim yapan makinesiydi. Bakın bunların arasında profesyonel gazetecilik yapan da var doktor, avukat olan da… Bana film çekeceksin bizim için deseler yapmayacak mıydım? IŞİD, çok profesyonelce hareket ediyor. Profesyonelleri bünyesinde barındırıyor.

Serpil Çevikcan Hanımın ön sözde belirttiği ‘’özel nokta takip sistemi’’ nedir?

MİT’in bir kişi kaçırıldığında hep yaptığı bir şeydir. Ama bunu yurtdışında sanırım ilk kez yaptılar. MİT, takibi hiç bırakmaz, uzaktan izler. Bunu yurtdışında kendi mensupları aracılığıyla mı yoksa sahadaki elemanlarıyla mı yapıyorlar? Bence sahada işbirliğinde oldukları kişilerle yaptılar. Adamlar benim yerimi benden daha iyi biliyorlardı. Sonrasını, sonrasını…

Yanlış iliklenen düğme: Kıyafet.

Ben baştan aşağıya oradaki sivil insanlardan farklıydım. Görünüşü itibariyle yabancıydım. Muhbirlerin ülkesinde bu benim yaptığım bir yanlıştı. Herkes herkesi takip ediliyor, beni birileri ihbar etti; farklı birisi var diye, beni kaçıranlar benim Türk olduğumu bilmiyordu.

Sizi, Suriye’de Ahrar ve İslami Cephe isimli iki örgütle MİT; operasyonla kurtardı. Ahrar üş-Şam ve İslami Cephe’yi bu operasyona iten motivasyon neydi?

Bakın talimatın nereden geldiği önemlidir. Talimat Türkiye Cumhuriyeti Başbakanından geliyor.

İHH’nın nasıl bir katkısı oldu?

İHH, Ahrar ve İslami Cephe ile irtibatı, iletişimi sağladı. İHH’nın bir faaliyet alanı da rehine kurtarmaktır. (Ben bu kadarını söyleyeyim.)

Ahrar-İslami Cephe mensuplarının ailelerinin birçoğu Türkiye’de yaşıyor, Türkiye’ye duygusal aidiyet besliyorlar. Destek verip, Suriye insanına sahip çıktığı için minnet duyuyorlar.

Bakın Türkiye Suriye’de ABD’nin, Fransa’nın, İngiltere’nin yapamadığını yaptı. Almanlar benimle röportaja geliyorlar. Erdoğan seçimi kazanacak mı, ısrarla bana HDP-PKK bağlamında abuk sabuk sorular yöneltiyorlar. Ben onların istedikleri şeyleri söylesem bana dünyanın en iyi gazetecilik ödüllerinden birini verirlerdi.

Size, Türkiye Suriye olabilir mi diye soranlara ne diyorsunuz?

Türkiye, Suriye olmaz; çünkü bu ülkede azınlık çoğunluğu yönetmiyor. Suriye’de yüzde on, tamamına hükmediyor. Dikta rejimi var. 3 milyon, 20 milyonu yönetiyordu.

Türkiye’nin Suriye politikası hakkında ne söylersiniz?

Türkiye ne terörü desteklemiştir ne de teröristleri. Bir yerde yanlış yaptık, Suriye uçağımızı düşürdüğünde biz güvenli bölge, tampon bölgeyi kurmalıydık. Türkiye burada hata yaptı. Şunu söyleyelim, Türkiye dış politikada şahin değil. Sadece burada hata yapıldı…

Vakit ayırıp bizi ağırladığınız için şükranlarımı sunuyorum. Tekrar büyük geçmiş olsun, diyorum.

Ben teşekkür ederim.

 

 

Senyerli

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir