Home Aktüalite Suudi Arabistan: Arkaik Taht, Modern Prens
Suudi Arabistan: Arkaik Taht, Modern Prens

Suudi Arabistan: Arkaik Taht, Modern Prens

Suudi Arabistan sessiz bir o kadar da etkileri itibariyle dengeleri değiştirebilecek ölçekteki değişim dalgasını yaşıyor. En başta bu değişim dalgası aktörler nezdinde gerçekleşti. Suudi Arabistan Kralı Salman bin Abdülaziz el Suud, veliaht prens olarak Suudi tahtının bir sonraki kralı olması beklenen yeğeni, Muhammed bin Nayif’in yerine oğlu Muhammed bin Salman’ı yeni veliaht olarak deklare etti. Muhammed bin Nayif’i deviren Kraliyet deklarasyonu, sadece üç hanedan üyesi; eski içişleri bakanı Ahmed bin Abdulaziz, vefat eden Kral Abdallah ailesinin temsilcisi Abdulaziz bin Abdallah ve eski Riyad vali yardımcısı Prens Mohammad bin Saad tarafından reddedildi, konsey; kararı çoğunlukla aldı. Böylelikle ülkede ilk kez veliahtlık Kral Abdulaziz’in oğullarından torunlarına geçmiş oldu. 

Muhammed bin Nayif (MbN)’in görevden alınarak yeni bir veliaht atanmasının altında MbN’nin ağrı kesici ilaçlara olan bağımlılığı ve bu ilaçların MbN’nin muhakemesini olumsuz etkilemesinin yattığı ileri sürüldü. MbN, 2009 yılında El Kaide mensubu bir intihar bombacısı tarafından sarayının önünde öldürülmek istenmiş, yaralı olarak saldırıdan kurtulmuştu. Ağzı kesicilere, morfin gibi ilaçlara bağımlılığının saldırıdan kalan bir şarapnelden kaynaklandığı ve cismin tüm operasyonlara rağmen vücuttan çıkarılamadığı belirtiliyor.

MbN, istihbarat ve güvenlik meselelerinde yüksek tecrübelere sahip bir prensti. Birçok hanedan mensubu gibi üniversite eğitimini ABD’de tamamladı, FBI’ın terörle mücadele eğitimlerine katıldı. Suudi devletinin güvenlik politikalarında ve El Kaide’ye karşı yapılan terörle mücadele operasyonlarında kritik görevler üstlenmişti. El Kaide ile mücadelede Suudi hanedanlığındaki en Amerikan yanlısı prens olarak dikkat çekmişti. Hatta CIA tarafından terörle mücadelede yaptığı katkılar ve süreçteki anahtar pozisyonları sebebiyle bir madalya ile onurlandırılmıştı.

Tahta çıkmadan da ulusal ve uluslar arası arenada belirli bir üne kavuşmuş olan Veliaht Prens Muhammed bin Salman (MbS), Suudi devletinin başına geçiş sürecinde oldukça planlı ve çalışılmış bir yol takip ediyor. Son yıllarda MbS’nin adı Suudi Hükümetinin reform yüzü, modernizasyon ve değişim ile sıkça anılır hale geldi. Suudi Arabistan Krallığı nüfusunun %60’dan fazlasının otuz yaş altında olması itibariyle oldukça dinamik ve genç bir kitleyi barındırıyor. MbS’nin tahta geçişini önemli kılan ana etmenlerden biri uzun yıllardır yaşlı kralların yönetimine alışmış bu ülkede, görevden uzaklaştırılan bir önceki veliaht prensten 25 yaş daha genç biri olarak Muhammed bin Salman’ın gücü eline alması. Bu tam olarak Suudi hanedanlığında nesiller arasında bir güç geçişini betimliyor.

MbS Suudi Hükümetinde savunma bakanı olarak görev aldığında dünyada bu pozisyonda olan en geç kişi olmuştu. Bakan olarak görev yaptığı ikinci ayda Suudi Arabistan ve diğer Arap devletlerinden oluşan bir koalisyon ile Yemen operasyonunu başlattı. Savunma Bakanı olarak hem içte hem dışta ulusal güvenlik konularında ‘’şahin’’ yaklaşımları ile anıldı. Bazı Amerikalı politikacılar onu Neo-Con olarak tanımladı. Bir önceki ABD Başkanı Obama tarafından bir röportajda ‘’oldukça kültürlü ve zeki’’  yaşının ötesinde bilgiye sahip biri olarak değerlendirildi.

Birçok görev ve makamına rağmen, hala MbS’nın uluslar arası tecrübesini oldukça kısıtlı olduğunu değerlendiren analizler mevcut. Alışılmışın aksine MbS, Amerika Birleşik Devletleri veya Birleşik Krallıktan bir lisans derecesine sahip değil. MbS, Kral Suud Üniversitesi İslami Hukuk Fakültesi mezunu. Fakülteyi ikincilikle bitirdi.

Yeni veliaht Salman, gelenekçilik ve rijit dini yasalarla anıla gelen ülkeyi daha açık ve parlak bir geleceğe sürükleyebilecek bir aktör olarak genç Suudileri heyecanlandırıyor. Eleştirmenler ise deneyimsizliğinden kaynaklı bir başarısızlığın istikrara zarar verebileceğini ve Suudi Arabistan’ı bir felakete sürükleyebileceğinin altını çiziyor.

Dünya enerji rezervlerinin %60’ndan daha fazlasını barındıran, petrol üretiminin %40’ını gerçekleştiren Körfez bölgesi şüphesiz küresel dengeler açısından kritik öneme sahip. Küresel güçlerin Körfez bölgesindeki hâkimiyeti ve etkinliği jeopolitik ve jeostratejik olarak aktörlerce gereklilik arz ediyor. Bölgedeki Amerikan ilgisi özelde küresel enerji güvenliğini genelde ise küresel ekonomiyi kontrol altına almak belli bir istikrar düzeyini tesis etmekten kaynaklanıyor. Bu bağlamda Suudi Arabistan petrol dengelerini etkilemeye haiz salıncak ülkesi olması açısından ABD için özel bir ortak olagelmiştir.

muhammed bin salman Jared Kushner

ABD güvenlik ve istihbarat düzeninde El Kaide ile olan mücadeledeki aktif rolleri ve işbirliği sebebiyle MbN’in sahip olduğu güçlü destek MbS’ın Donald Trump’ın Amerikan yönetiminin başına gelmesiyle değişen Washington yönetimiyle özellikle de Başkan Trump’ın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile geliştirdiği güçlü ilişkiler sebebiyle baskılandı. Bu ilişkilerin bir diğerini baskılaması ve diğerinden üstün gelmesi şüphesiz veliaht değişiminde etkili olan faktörlerden bir tanesi.

MbS’ın tüm bu ilişkiler ağı çerçevesinde İsrail ile gizli görüşmeler ve müzakerelerde bulunduğu ve Arap-İsrail çatışmasının çözümü için mesai harcadığı Arap ve İsrailli medya organlarınca dillendiriliyor. Hâlihazırda İsrail’i resmi olarak tanımayan Suudi Arabistan ile İsrail-ABD yakınlaşmasının bölgede Moskova’nın tepkisini doğuracağı ve Trump yönetiminin yapılan nükleer anlaşmayı iptal etmek üzerinde çalıştığı İran ile Moskova’yı daha da yakınlaştıracağı konusunda bir şüphe bulunmuyor. Bu gelişmeler Yakın Doğu, Körfez ve Asya’da mevcut dengelerin yeniden gözden geçirilmesine yol açabilir.

Tüm bu gelişmelere karşı Filistinliler tepkili bir tavır alıyor. İsrail ile Arap devletlerinin münasebetlerinin Filistin devletinin varlığının garanti edilmeden normalleşmesi Filistinlilerin tepkisini çekiyor.

İsrail ile Katar dışındaki Arap devletlerini yakınlaştıran bir unsur da Katar politikası oldu. Katar’ın blokaj altına alınmasının altında bir çok analist Hamas’ın baskılanması ve bölgedeki demokratik taleplere olan Katar desteğine bir reaksiyon olduğunun altını çiziyor. İsrail Savunma Bakanı Lieberman bu diplomatik gerilimin bölgede yeni işbirliği alanları açmada yardımı olduğunu ifade etti. Ortadoğu, kapalı kapılar ardındaki gizli diplomasinin ve yönetimlerin kendi bekaları için harcadıkları eforlarla her geçen gün daha da ilginç ve değişken bir hal almaya devam ediyor.

Devam edecek, bir sonraki yazı: Devrimci olmaktan öte Evrimci bir yaklaşım: Kadınlara araç özgürlüğü

Kaynaklar: Ajanslar Kapak Fotoğrafı: Bloomberg Businessweek

Senyerli

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir